Büyükada | İstanbul, 2018
Restorasyon ve Uygulama
Büyükada’nın merkezinde yer alan, 1912 yılında inşa edilmiş tarihi yapı, özgün mimari karakteri ve yapısal dokusu korunarak kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçirilmiştir. İki yıl süren restorasyon çalışmaları, yapının tarihsel kimliğine sadık kalırken günümüz kullanım ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte iyileştirmeleri de beraberinde getirmiştir.
Restorasyon sürecinin temel yaklaşımı, mevcut yapının özgün karakterini korumak ve gerekli müdahaleleri yapının mimari bütünlüğünü gözeterek gerçekleştirmek olmuştur. Ön ve arka olmak üzere iki ana girişe sahip yapının arka girişi, doğrudan bahçeye bağlanarak iç ve dış mekan arasında doğal bir geçiş oluşturur.
Restorasyon ve Mimari Müdahaleler
Yapının dış cephesinde ve özgün ahşap doğramalarında zaman içerisinde oluşan deformasyonlar giderilmiş, gerekli ahşap elemanlar aslına uygun biçimde yenilenmiştir. Kullanım ömrünü tamamlamış çürüyen çatı sistemi, tüm alt konstrüksiyonu ve kiremitleriyle birlikte yeniden ele alınmıştır.
Ön cephede yer alan özgün Ankara tarağı motifi, yapının mimari kimliğinin önemli bir parçası olarak korunmuş ve arka cephede de mevcut sıva duvar üzerine uygulanmıştır. Mevcut kapıların tamamı onarılarak korunurken, saçak altlarında bulunan motifler üzerinden alınan şablonlarla aslına uygun şekilde yeniden üretilmiştir. Yağmur suyu iniş sistemleri ise yapının karakterine uyum sağlayan, daha dayanıklı malzemelerle yenilenmiştir.
İç mekanda, mevcut horasan sıva tekniği onarılarak korunmuştur. Bazı duvarlarda mevcut sıvaların kaldırılmasıyla ortaya çıkan çift sıra tuğla taşıyıcı duvarlar görünür bırakılarak yapının tarihsel katmanları iç mekana taşınmıştır. Böylece dış cephede sürdürülen özgünlük anlayışı, iç mekanda da devam ettirilmiştir.
Tavanlardaki özgün motifler şablon alınarak yeniden uygulanmış; ahşap süpürgelikler yenilenmiş ve yapının tüm mekanik ve elektrik tesisatları günümüz kullanım standartlarına uygun biçimde ele alınmıştır. İç mekan yerleşimi, yeni kullanım senaryoları doğrultusunda yeniden kurgulanırken mevcut merdiven korunmuş ve ahşap basamak kaplamasıyla tamamlanarak yapının karakteriyle bütünleştirilmiştir.
Restorasyonun devamında arka bahçe, geniş bir ailenin günlük kullanım ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve kalabalık misafir gruplarını ağırlayabilecek çok işlevli bir yaşam alanı olarak yeniden tasarlanmıştır.
Mevcut yapı ile bahçe arasındaki kot farkı korunarak, galvaniz metal konstrüksiyon üzerine uygulanan ahşap deck ile teras alanı genişletilmiştir. Brüt beton parapetler, bitkilerin gelişimi için gerekli toprak kesitlerini oluşturacak şekilde tasarlanmıştır.
Bitkisel tasarımda mimariyi düşeyde güçlendiren bir ritim oluşturmak amacıyla Cupressus sempervirens ‘Pyramidalis’ tercih edilmiş ve cotto saksılar içerisinde konumlandırılmıştır. Servilerin dikey karakteri, tarihi yapının cephe oranlarıyla ilişki kurarak bahçeye güçlü fakat sakin bir bitkisel kimlik kazandırmıştır.
Bahçenin kullanım olanaklarını artırmak amacıyla özel bir outdoor kitchen tasarlanmıştır. Dış mekan mutfak modülü, aile buluşmalarından günlük kullanıma kadar farklı senaryolara hizmet edecek şekilde kurgulanmıştır. Kullanılmadığı dönemlerde mutfak elemanlarını dış etkenlerden korumak amacıyla, yapının mimari karakteriyle bütünleşen ahşap panjur kapama sistemi geliştirilmiştir.
Bahçe kapısı ve korkuluklar, yapının ön cephesinde yer alan özgün Ankara tarağı motifinden referans alınarak özel olarak tasarlanmış ve galvaniz metalden üretilmiştir. Böylece cephedeki mimari detay, bahçe sınırında yeniden yorumlanarak yapı ile peyzaj arasında görsel bir süreklilik sağlanmıştır.
Projenin önemli tasarım ve uygulama zorluklarından biri, tüm yapım ve lojistik süreçlerinin ada koşulları içerisinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Malzeme, ekipman ve uygulama süreçlerinin Büyükada’ya taşınması; restorasyonun hassasiyet gerektiren doğasıyla birlikte projenin önemli bileşenlerinden birini oluşturmuştur.